Senin için kağıdı kaleme bu sıcak yaz gecesinde alnımın değil yüreğimin terini akıtarak dokunduruyorum… Fonda bir parça çalıyor, unutamam seni… Evet çok da doğru aslında unutamam ben seni, asla unutamam. Başlamadan biten hayallerime, tutamadan bıraktığım ellerine, bakamadan kapattığım gözlerime inat unutamam seni! Şimdi bunları yine okursun ve edebiyat yapıyorsun belkide saçmalıyorsun dersin. Ama bunu sen demiştin be canım! “ikimiz de biliyor ki sen saçmalamıyorsun”. Evet ben saçamalamıyordum, ben sana sadece iç..
Yine diyeceksin neden yazıyorsun hala bıkmadın mı diye. Bu sefer bilmiyorum neden dökülüyor kelimeler. Neden yine yazma ihtiyacı duydum. Neden hala bıkmadım. Neden hala durmadan usanmadan bıkmadan yorulmadan yazmaya devam ediyorum. Bilmiyorum sevgili… Sen gittiğinden beri hiç mavi olmadı gökyüzü hiç bulutlar bakmadı bana ikimize baktığı gibi. Gökyüzü de küstü bana bulutlarda. Gidişini onlar bile kabullenememişlerdi. Gittiğinden beri ben yıldızları bana göz kırparken göremedim. Hiç benzetemedim onları senin adını..
[audio:http://grafilife.net/mp3/ne.mp3] Eski sayfaları açmak, belki eski fotoğraflara bakmak, beklide eski bir anıyı yeniden yaşamak gibiydi seninle yeniden karşılaşmak. Tam şuramda bir sancı duydum gözlerine bakarken, belki hüznün, beklide ayrılığın sancısı. Sararmış sayfaları düşün eski defterlerdeki anılar gibisin gönlümde, 45lik bir plağın sesi kadar eski kulaklarımda senin sesin ve küf kokuyor, rutubet kokuyor seninle olan anılarım. Ne çok severdim seni değil mi? Ne çok değer verirdim sana? Ne çok şey arkam..